21 Aralık 2014 Pazar

Pazar Babası


Yaptığım istatistiklere göre 10 evden 8inde bulunan "PAZAR BABASI" canlısını anlatacağım size. Geri kalan ikilik dilimde olan babaları koruyalım,onlara çiğ börek havuzunda yüzdürelim,omuzlarda taşıyalım.

Pazar babası canlımız çocuğun uyanış saatini asla bilmez. Çünkü kendisi kahvaltı hazırlandıktan sonra "hadi-hadi-hadi" baskılarıyla kalkar. Kahvaltısını eder,gazetesini alır ve kahvaltıdan 5 dakika sonra odasına dinlenmeye geçer. Çünkü kendisinin atası karpuzdur yata yata büyüyeceğini düşünmektedir.

Çocuğun öğle uykusu saatinden önce uyanır. Uykuya hazırlanan çocuğu sakinleştirmeye çalışan annenin tüm ısrarlarına rağmen hoplamalı zıplamalı tüm enerjik aktivite adı altında boğuşmaları yaptırır. Çocuk haliyle şahane eğlenceyi bırakmak istemez. Uykuya ağlayarak gider. Anne hep çocuğu ağlatan insandır canlımızın gözünde. Annenin saçlarının %75 i bu zamanda beyazlar.

Çocuk uyurken ayaklarını uzatıp kahve içmeyi arzulayan çilekeş annemiz tam ortamı hazırlarken baba ismini verdiğimiz bu canlı "acıktım" diye buyurur. Duymazdan gelinir. Çocuğun öğle yemeği için hazırlanan tek porsiyonluk yemeği yer ve yediklerinin aynen ortada bırakarak doğal ortamı olan yatağa geri dönüş yapar. Anne kahvesini bitirir bitirirmez çocuğa yemeğini sil baştan hazırlar ve bi nebze dinlenmek umuduyla koltuğa yığılır.

Hafta sonu kavramı anne için dinlenmek değil, evde fazladan bir  çocuk olmasıdır.

Günün ikinci yarısı başlarken pazar babasına sosyalleşmek için baskı yapılır. Pazar babası canlımız trafik,kalabalık vs öne sürerek sosyalleşmeyi reddeder. İş yine annemizin elinde patlamıştır. Çocuğu yedirme,giydirme faslından sonra anne ve çocuk parka gider. Tahmin edin baba ne yapıyordur?

Kapıdan içeriye girdi anda ne yemek var sorusuyla karşılaşır annemiz. Son nefesini parkta veren annemizin kan beyninden çıkar ve eşeğin ziki çorbası,agopun kazığı yahnisi ve ebenin örekesi tatlısı var aşkım seni boğmadan ye bence afiyet olsun der.   Eceline susamış canlımız annenin bu cevabı karşısında susmak yerine HÖFTÖ ÖÇÖ BÖN ÇÖK YÖRÖLÖYÖRÖM DÖNLÖNMÖK BÖNÖM DÖ HÖKKÖM diye söylenirken annemiz kendisini banyoya kapatır ve adamı öldürmemek için yarım paket sigarayı tek nefeste içer. Bu durumda canlımızın kafasını bedeninden ayırırken düşünmek,tepesine atom bombası atmayı hayal etmek,etini cımbızla çektiğini düşlemek caizdir.

Annemiz,canlımızın yemini suyunu hazırlarken çocukla ilgilenmek baba olacak at kafasına düşer. İlgilenmek= tv izlemek ya da çocuğun eline ipad tutuşturmaktır babamıza göre. Anne sofrayı hazırlar. At kafası maçını/filmini bırakamadığı için on bin kere hadi hadi hadi diye söylenir.  Çok konuşan,hep söylenen,agresif olan annedir. Çünkü babamız melektir. Haresinde boğulmaya aday bir melek.

Yeme-içme faslından sonra takdir edersiniz ki anne biraz dinlenme umuduyla odasına çekilir. 5. Dakikadan itibaren ANNNNNEESİİİ kızın kakası gelmiş denir. E sen götür? Yok beceremem. Lan atom mu parçalıcan bi avuç götü klozete oturtup sıçırtıcan,sonra da temizlicen. Bu kadar basit işi beceremeyen (ya da işine gelmeyen) babaya söylene söylene minik kaka tahliyesi operasyonu yapılır. E anneyi gören çocuk annesinin geri yatmasına izin vermez. Geri yatmasın diye banyoya girmek ister. Bu sürede anne banyo için hazırlık yaparken baba kendisine yeni bir maç/film bulmuştur. Asla ve ASLA annenin işini kolaylaştırma çabasına girmez.

Çocuğu uyutup,kahvesini yapan annemiz haftasonu canlımızın doğal ortamını bozmadan mümkünse benden hiç bişey istemesin ümidiyle mutfak karanlığında huzuru arar.

25 Kasım 2014 Salı

2 oda 1 salon delilik.

Evinde çocuk olup ev düzenini koruyabilen insanlara şaşırıyorum. Enerjilerine,sabırlarına,yaşam enerjilerine şaşırıyorum. Benim günde iki posta her şeyi yerli yerine koymam için ya evde misafir olması lazım ya da kafama meteor düşmesi.
Geceden toplayıp yattığım ev çocuğun kalkışından 15dakika sonra yine toplanmamış haline geliyor. Çocuk evi dağıtmıyor arkadaşlar. Çocuk her odaya parça tesirli bombayı bırakıp kaçıyor. Mutfakta ulaşabildiği çekmece,dolap ve raflar sizlere ömür. Dağınıklığa o kadar alıştım ki tencere için bütün dolaplara bakmazsam içim rahat etmiyor. Aradığım şeyi anında bulursam al çocuğum sokuştur şunu bi yere de azcık arayayım diyesim geliyor. Damacananın ucunda her gün başka renkte kalem tıpa vazifesi görüyor. Bi gün su mor akınca oraya kalem soktuğunu anlayabildim. Çamaşır ve bulaşık makinesi çalıştırmadan evvel içini kontrol etmek,acaba burada beni ne sürprizler bekliyor demek makine çalıştırma ritüelim oldu. Karaköy alt geçit gibi aradığım her şeyi buralarda buluyorum. Şarj aleti,kumanda,telefon,kalem,defter,yarısı yenmiş muz,bardak,çorap,terlik... Çocuk özellikle çamaşır makinesini kişisel saklama alanı olarak kullanıyor. Yok yok maşallah. Radyatör arasıdan magnet,çatal-kaşık çıkarmaktan radyatör ustası oldum. Eğilince göt çatalı açma olayını da halledince alarko kombiye cv yollayacağım. Minik ebattaki eşyaları çıkarmaya alıştım ama bugün iki adet ortaboy tencere kapağı çıkarınca şaşkınlığımı gizleyemedim. Çocuğa helal olsun diyip ustalığından dolayı kendisine yarım altın taktım. Gitti hemen çamaşır makinesine soktu.
Banyonun kapı açma sesini duyup yanına koşmam en fazla 30 saniye oluyor. Arkadaşı bu 30 saniyede traş köpüğünü fayansa bulamış sanatını icra ederken yakalıyorum. Ay benim yavrumun duyuları gelişsin,ay benim çiçeğimin merakı varmış derken çat diye düşüp bayılmışım.
Kendime geldiğimde çocuk benden diş macunlu,sıvı sabunlu,traş köpüklü dev bir pasta yapmış kolumu dilimlemeye çalışıyordu. Afiyet olsun kanka derken Allah "kes ya kulum, kes kolunu bacağını kes,kafanı vücudundan ayır güzel kulum bu çile bitsin. İsa'ya bile böyle acı yaşatmadım. Kurtul kendinden" diyor.  Allah benimle konuşuyor. "Konuşurum tabi kulum" diyor. "Sen benim en sevdiğim kulumsun hadi bi gayret yut şu traş köpüğünü bitsin çilen" Allah beye teşekkür mü edeyim şimdi ne yapayım diye şaşırırken beni bir çarpıyor abov öyle böyle değil. Kolum bi yere bacağım bi yere dağılıyorum. Uyandığımda parkedeydim. Gerçekten çarpıldım mı diye kontrol ettim kendimi. Panik yok. Çocuk iteleye iteleye yatağım bellediğim parkeye fırlatmış. Şimdi kalkarsam ses olacak en iyisi halıyı çekeyim üzerime uyurum diye düşünürken o da nesi? Yatağının altında şıkır şıkır parlayan bişey. Aha evde altın madeni buldum yaşasın diye sürüne sürüne gidip bula bula bir aydır kayıp olan alyansımı buldum. Dur dedim Melto, gece iki falan deme git koltukların altını temizle. Belki damarlarında gezmesi gerekirken kaybettiğin asil kanı da bulursun.

12 Ekim 2014 Pazar

Shot

2,5 yaşındaki çocuğu istemediği ama yapması gereken şeye nasıl ikna edilir onun altın kurallarını vericem dicem ama veremem. Kelin merhemi olsa arap misali yağlar kendini.

Bizim çocuk biraz karakterli (bu da hayatımıza yeni giren çocuk kavramlarından biri. Karakterli değil efendim çocuk o) istemediği bir şeyi asla ve asla yapmıyor. Ha makul şeyleri yapmak istemese anlayış yumağı olucam yapmasın oy benim kızım da nasıl istediğini bilirmiş yesin onu annesi yesin onu nenesi diye sevinç gösterisinde bulunucam. Çocuk uyumak,yemek,banyo yapmak,yürümek gibi temel ihtiyaçların topuna giderli. İstemiyor. İkna etmek için gerçekten sabır taşı oldum mahalleli çaput bağlayacak kıvama geldi bana. Kızım,evladım,çocuğum,böceğim gel bak küveti doldurdum köpüklü banyo yap "istemez" , sana pizza yaptım gel lan gel sosis koydum "istemez" yürüyelim biraz parka arabasız gidelim ananın yağları erisin a güzel çocuğum "istemiyüm". İstemiyümüş götüm.

Az evvel banyo için tam tamına 34 dakika dil döktüm. Banyonun başında suya bakıyor fakat vay efendim girmem diye kıyamet koparıyor. Gel kendimizi boyayalım dedim "vaaaaaaaaa" gel bebeği yıkayalım "hüüüüüü" gir ulan eşşolusu seni bana parayla mı verdiler diye çemkirip bastım suya. Ağlaya zırlaya girdiği sudan vay efendim çıkmıcam diye ağladı bi süre. Sonra da ellerim neden buruştu diye ağladı.

O an işte o sürekli isyan edip ağlayıp mızıklandığı an üzerime benzini döküp kendimi yakmak yok olmak kül olmak istiyorum. Ağla evladım ağla güzel çocuğum diye bıraktım banyoda. Gittim sabahın köründe çapağım gözümde votka shotladım. Döndüm banyoya. Aaa çocuk bi güzel. Beni görünce ağlamaya başladı çıkmam efendim çıkmam deyu. Çıkma kız ben de geliyom diye daldım yanına. Aaa kızım ağlayınca pek güzelmiş ay benim kızım inci dökermiş ay benim evladım pek tatlıymış,ballıymış. Lan hani içki bütün kötülüklerin anasıydı? Gayet güzel yea bak mis gibi o ağlıyo ben suratına bakıyorum gevrek gevrek. Köpüklerle oynarken sıkıldım dedi çıkçam dedi. Aaaa kız ölümü öp iki şampuan yapmadan şurdan şuraya bırakmam diye ısrar ettim. Kıramadı sağolsun. Lan ben bu çocuğun kafayı zaten şampuanlamıştım diye kendime geldiğimde 4.şampuanı yapıyordum. Oldu mu çocuğun kafa edip akbayram. Hasretinden yandı göynüüüm diye diye banyodan çıktık.  onu giymem bunu istemem diye diye giyindi. Sıra geldi zurnanın zırt dediği olay olan saç taramaya. Hamileyken o kadar dua ettim şurası bana benzesin burası benim kopyam olsun diye diye hepsi tuttu tutmaz olaydı. Saçı aynı ben. Kıvırcık ve asla açılmayan model. Bi tutam alıp başladım taramaya. Tutamın sonu gelmeden kaçtı elimden sıpa. O önde ben arkada elimde balta var sanki nasıl kaçıyo anlatamam. Kıstırdım dolapla duvarın arasına taradım saçını. Kurulama olayı zaten yok fön makinesinin ucunu gördüğü anda başlıyo isyana. Oh bitti di mi bitti olum bitti yaşasın ulan diye koridorda bale yaparken eniştenizin ibretle bakan gözleriyle karşılaştım. Naber len küçük enişte derken tek gözüm seğiriyor olsa gerek abov diye kaçtı benden. Gaçma lan normalim zarar vermicem diye peşinden koşarken bayılmışım.

Çocuk zor şey. Çocuğu ikna etmek daha zor şey. Fakat güzel şey. (Analık hormonlarının etkisi son cümle)

26 Ağustos 2014 Salı

Ölüm

Kolay söylenip zor hazmedilen bi kelime değil mi? Ölen kişi için film bitiyor anladık da kalanlar için ne?
Bi daha kokusunu hissedemeyecek olmak, sarılamayacak olmak, iyi veya kötü olayda bak benim başıma bu geldi diyememek,konuşamamak,dertleşememek,dokunamamak en acısı da o bir çift gözün sana bir daha hiç bakamayacak olması. Benim en çok canımı acıtan bir daha ismimi o insanın ağzından duymayacak olmak.
Hepimiz ölücez. Geri kalan olmadığın sürece,geride sevgine muhtaç birini bırakmadığın sürece ölüm güzel. Belki bu sebepten daha evvel ölümden hiç korkmayan ben anne olduktan sonra ölüm diyince tahtalara vurup kulağımı çeker hale geldim. Belki bu sebepten anne olmadan evvel annelikten delicesine korktum. Her annenin ortak bi dileği vardır.Çocuğum ailesini kursun,kendini yalnız hissetmesin ben o zaman öleyim. Allah sıralı ölüm versin denir de sıralamanın ne zaman başlayacağı söylenmez.
Ölümle henüz 10yaşındayken babam sayesinde tanıştım. Ne olduğunu bile anlayamadığım olayı babama yakıştıramadığım veya belki de çocuk aklımla "benim babam öldü" demeye utandığım için kimselere söyleyemedim.2sene  sonra kuzenim 18 yaşında kendini 12.kattan attı yine ardında kalan biz olduk. Ölümle büyüyen insanların hep sevdiğime ya bişey olur korkusu vardır ya. Oldu. Sevdiğime de bişey oldu. O da öldü. Kızım doğduktan bir hafta sonra da dedem öldü. O hiç koymadı ama yalan yok. Tanımadığım etmediğim bi adamdı. Allah rahmet eylesin dedim geçtim.Annemle çok didişirim. O benim ben onun bi çok şeyini eleştiririz,söyleniriz tipik ana kız olaylarını yaşarız. Annem geçen sene kanser oldu,ölümden döndü. Ben ki ölüme bu kadar soğuk kanlı tavır sergilemeye yemin etmişken düşüncesi bile derbeder etti beni.
Şimdi sıralı ölüm dedikleri bu mu? Yaşlarının benden büyük olması mı sıralı ölüm dedikleri? Yoksa ihtiyaç durumuna göre mi sıralı olması gerekiyor?

22 Ağustos 2014 Cuma

Robot

"Acil durumda anneyi fişten çekiniz. Şalterini kapatınız. Görevlileri arayınız."


Keşke her annenin kullanma klavuzu olsa ve kısa devre yaptığında bu uygulansa. Biz sabaha kadar oturup robot değiliz insanız ulaaaan diye haykırsak da robotuz. Üzgünüm. Hiç durmadan bişeyler yapan,kafayı sürekli çalıştıran, uykusundan evvel bile ertesi gün çocuğun yemeğini düşünen minik delirmiş devrelere sahip robot anneleriz. Bir de son sürüm çalışan hem evi idare edip hem de çocukla başa çıkan modeli var. Onlar uzay teknolojisi. Ben evden çalışıp yol,trafik çekmeden balatayı sıyırdıysam onlar sıyırsın.  Hakları. Kimsenin de çıtı çıkmasın. Bütün gün evde olan anne robotlarımız sabah 6-8 arası mesaiye başlar. Bu mesai 20-22 arası son bulur. Çocuğun öğle uykusu anneye ilaç gibi gelir. Öğle uykusu çocuk gelişimi için ne kadar yararlıysa aynı doğrultuda annenin akıl sağlığını koruması için de gereklidir. Günün ilk yarısını park bahçe ya da çeşitli aktivitelerle kurtaran anne robotumuz  ikinci yarıya kadar enerji toplamalıdır. Çünkü o ikinci yarı hiç geçmez. Çocuk uyandığı andan itibaren saate bakılıp son 7saat son 5saat son 3 saat kaldı diye geri sayım yapılır. Son 3saatten sonra anne robotumuzun içini hüzünle karışık bi seviç kaplar. Hüzünün sebebi neden ben böyle oldum ulan çocuğun yatış saatini 4gözle bekliyorumdan kaynaklıdır. Sevincin sebebi ise malum. Anneaaa kayu aç,annneaaaa davşan ol,annneaaaa arabayı camdan atalım mı? Söylemlerine maruz kalmadan iş,dizi,film,kitap,alkol vb gibi şeyleri yapacak olmasıdır.
İstanbul'da oturuyorsa ve çocuğu sokak aşığıysa anne robotumuz yaz-kış demeden şehir hayatında survivor olur. Yazın gölge ve serin yerler kovalar,kışın AVM tercih etmiyorsa ani yağışta çocuğu kaçırabilecek mekan arayışına girer. Arabalıysa trafiği,toplu taşıma kullanıyorsa iş giriş/çıkış saati kalabalığını hesap eder. Yakın mesafeye gidecekse ve puset kullanıyorsa kaldırım genişliklerini/eğimlerini , puset kullanmıyorsa çocuğun elini sıkı sıkı tutmasını tembihler. Çocuk eli tutmazsa ya da aniden fırlarsa diye taşikardi olmayı ihmal etmez. Anne robotumuz evde madam montesorri,mutfakta james oliver,banyoda çocuk ağlamadan banyo yapsın diye palyanço,sokakta fantom,yatakta kış uykusundaki ayı gibidir. Anne robot yatağın düşüncesi bile aklına geldiğinde uyuyabilecek kapasitededir. Anne robotun en büyük aktivitesi parkta kaymaktır. Çocuğunun bi daha bi daha coşkusu eşliğinde plastikten mütevellit elektriklenmeyi umursamadan saçları bob ross kıvamına gelene kadar kayar. Götü pişer. Akşam saati olduğunda çocuğu yatağa basıp çılgın gece hayatı(?) başlayacak diye umutlanırken o yatakta istek hiç bitmez. Anne su, su verilir. Anne masal, 3kitap okunmuştur 4.ye başlanır. Anne çiş,çişe gidilir. Anne öpücük, sulu sulu öpülür. Anne kucak, sarılınır. Anne su, su verilir. Anne masal ,eeereeöööh eşşeğin ziki diye atarlanma yapılır. Anne kucak,sarılınır ama artık hafiften göz seğirmeye başlar. Anneaaaa anneaaa annneaaaaa derken annemiz bütün günün patlamasıyla "yat ulan eşşolusu"diye çemkirir. Aaa o da nesi çocuk uyur. Meğerse uykuya geçişte anahtar kelime buymuş der anne robot.
Çocuk uyudu anne rahat sandınız di mi? NAH RAHAT NAH. Bu çocuğun bi de çocuğu günde 2saat görüp taş çatlasın yarım saati ilgilenen babası olur. Kendisinin yaşı kaç olursa olsun 4yaş çocuğuyla aynı ilgi alakayı bekler. Ya bi sırtımı kaşısana,meyve soysana,ooo kahve mi içiyoruz,internetten şuna bi baksana,bak bak ne biçim gol oldu,dinle dinle şu albüm yapmış diye diye o güzide saatleri hiç eder. Anne robotun istediği tek bir şey vardır oysa. HİÇ BİR ŞEYE BAKMADAN SADECE DURMAK.
Anneleri sevin. Onlara sadece durma fırsatı verin. Vermeyenleri uygun bi dille uyarın,uyarmaktan anlamıyosa kafasına vura vura anlatın. Eşek değilse anlar. Umarım.


20 Ağustos 2014 Çarşamba

kriz

Çocuk krizlerde. Bütün gün vaaa vaaaa diye anırarak ağlıyo. Sokağa çıkmak istiyorum diyo sonra da kapıda çıkmaaaaaaam diye ağlıyo. Çıkmıyo. Biz süsümüz püsümüzle evde oturup oyun hamurundan pasta üflüyoruz. Boncuk dizelim? YOK. Araba sürelim? YOK. Ben sprayle su sıkayım sen sil? YOK. Azcık takıl çizgifilm açayım? YOK. Ben kendimi camdan atayım anamı delirttim diye komşulara haber ver? YOK.
İnsanım nihayetinde. Aktivite yaratıcam diye madam montessori oldum. Legolardan depresyon yaptım oyun hamuruyla da bi güzel sıvadım. 2yaş dedikleri olay hani herşeyin miladıydı yalancılar? Hani herşey düzelecek kuşlar cıvıldayacak ve biz kırlarda çocuğumla cıbıl ayak koşacaktık? Lan o yalan yalan. Yavrum evladımla kıra gitmek istesek evden çıkmaz, evden çıksak arabaya oturmak istemez, koltuğa otursa cam için kavga eder durumda. Kıra gitsek çime basmaz daha ona gidene kadar ne olaylar ne olaylar.
Sakin kalıyorum allahtan çünkü hep beynim uyuşuk. Kulağım sağır. Bu sabah kriz mesaisi erken başladı.  Kahvaltıda yumurtayla tartıştı. Vay efendim kabuğu neden parçalanıyo diye. Soyamadım demek yerine böylesi kolay tabi evladım. Soy dedim. Parçalanmasın diye başladı vaaaaa vaaaaa vaaa ağlamaya. Kabuğuyla ye gülüm dedim bol kalsiyum oooooh yarasın dedim (çünkü sabah sabah delirdim) yemicem dedi. Pekala kahvaltı etme kalkabilirsin karnın doyduysa dedim kalkmıcam dedi. Jandarma dedim. Jandarmıcam dedi. Sen tam olmuşsun yavrum allah bana güç kuvvet versin dedim vurdum kendimi likörlü kahveye. Aç olduğu için bi süre anırarak ağladı. Çizgifilm açtım ve sustu (oh) Baktım gözünün yaşı kurumuş çizgifilm saati bittiiiiiii diye giriş yapayım dedim. Yapamadım. Çizgi dememle aynı şiddetle başladı ağlamaya. Aaa deli diye kaçtım gittim yanından ne yapayım. Gözümde çapağım duruyo çocuk 2.tur ağlama krizine girdi yine. Tırnaklarımı uzatacaktım hesapta. Sinirden yarısını yedim plazalar arasında gecekondu gibi kalakaldı yediklerim. Haydi la la la parka gidelim dedim. İstemez dedi. Böyle de artist. İstemezmiş. Peki ben gideyim azcık sallanayım kaydıraktan kayayım ooooh falan diye park PRı yaptım. Bana baaaay diyerek taşak geçti afedersiniz. Aradan az zaman geçti manasızca boş duvara bakarken parka gidelim diye yanıma geldi. Hah şimdi de ben istemiyorum hadi yallah demek istedim çok. Diyemedim ama denir mi hiç? Parka gittik koşturdu arkadaşlarıyla tepişti oyuncak kavgasına tutuştu falan bi sürü macera. LAN! Bişey dikkatimi çekti. Hiç ağlama krizine girmedi. Derdin bana mı yavrum BANA MI LOLO EVLADIIIIM?!! Diyemedim. Bu mutlu güzide dakikaların tadını çıkartıp güneşin kabağında beynimi pişirdim.
Eve gelmemizle banyoya girmicem,uyumıcam vay efendim onu giymicemle devam eden yarı ağlama krizli isyanları oldu. Ağlarken uyudu. Ben de uyumuşum. Uyandım gözümü açamıyorum üzerimde ağırlık. Ulan gündüz vakti karabasan mı geldi noldu diye bi panikledim bi debelendim. Baktım ağırlık tanıdık. Ağırlığı bi yokladım. Plastik ve ali babanın çiftliğini söylüyo. Karabasanın şekil almış hali böyle mi acaba allah allah derken kendisi üzerimden kalktı ve aynı hızla kalktığı yere geri geldi. Çocuk uyanmış. Kafama masalcı tırtıl zımbırtısını koymuş vura vura eserlerini icra ettiriyo. Allah belanı versin fışır pirayz böyle ağır oyuncak mı olur burnum kırıldı? Uyandım bi baktım çocuk sarıldı masalcısına döndü popoyu uyudu. Ulen madem uykuya devam neden beni uyandırıyosun? Uyurken saadet dolu dakikalar geçirdim. Mutfakta mutluluktan şarkı söyledim içime içime. Hem uykumu almıştım hem de çocuk hala uyuyordu. Uyandığında adeta bir melekti. Ay bi uyumlu,bi nazlı,bi tatlı. Aaa sabahki çocuk başkasınındı uyurken bişey oldu herhalde dedim. Fasülye yer misin güneş?Yerim. Yemekten sonra parka gidelim mi?gidelim. Allahım bitmesin bitmesin bu rüya diye şarkı söyledim oy maşallah benim kızımaaaaaa oooooy anası kurban olsun diye diye akşamı ettim.sorunsuz öğleden sonramızın keyfini çıkardım.
Peki neden dayak yemiş gibiyim? Efendim bendeniz yüksek sese dayanamıyorum. Gözümü açar açmaz ağlamayla karışık çığlık sesine 2senedir alışamadım. Anneliğini tanımla deseler. Böyle mal gibi bişey oluyosun tövbe estafurullah derim. Eksikliğini gösterme allahım ama bi ayar çeksen şu ses olayına hiç fena olmaz. Biz çift olarak nasıl sakin tonda konuşuyosak çocuk tam tersi mikrofon yutmuşcasına konuşup ağlıyo. E haliyle bu bünyeye biraz değişik geliyo o.
2yaş kriziyle ilgili okuduğum,yaladığım yuttuğum ne varsa bu ara herşey çöp. Ne çocuk kitaplardaki gibi ne de ben. Krizi atlatmanın kolay yöntemi diye bişey yok. Sussan konuş diye,konuşsan sus diye
,gitsen kal diye,gitmesen git diye ağlıyo. Ağlıyo yani. Durduramıyosun. Keyfi ne zaman isterse o zaman kendi duruyo. Şu dönemde tavsiye edebileceğim şeyler deli gömleği,alkol,geniş bi beyaz tavan. Hepimize iyi delirmeler.

3 Ağustos 2014 Pazar

Yemeyin annem yemeyin gülüm.

Aynada kendime baktım ve dedim ki kızım meltem allah cezanı versin bu baldırlar,göbek,gıdı ne git allah aşkına bu göte tayt giyiyosun bide mal dedim.Son devasa boy çikolatayı yedim yattım uyudum. 5 Aralık sabahı beslenme alışkanlıklarımı değiştirerek güne merhaba dedim demek isterdim ama diyemedim. Çünkü açtım. Merhabayı bırak böyle günün içine sıçayım açım ulaaan diye dolaştım durdum. Kolay değil tabi bi bi tepsi midye yiyen,tam ekmek arası köfteyi gömen,büyük boy pizzayı tek nefeste mideye indiren bünyeye ekmeksiz haşlanmış yumurtalı domatesli kahvaltı isyan ettirdi. İlk bi hafta nasılsın diyene açım diyodum. Açtım çünkü hala açım. Son doyduğum gün 4aralıktı dostum değerini bilememişim.

Bizim eve cips,kola,abur cubur girmez ezelden beri. Abur cuburla ilgili bi sıkıntı hiç çekmedim bu yüzden. Ama açlık fena. İlk bi hafta mideyi küçültmek,metabolizmayı şaşırtmak için ölmemek için beslendim. Çok çok az. Sabah bi yumurta,domates,yeşillik,mikro ebatta peynir yedim. Öğle yemeğinde serçe parmağımdan az büyük et ve salata yedim. Akşam da az pişmiş kabak,biber falan yedim. Ara öğünlerde de ceviz,keçi boynuzu,kuru kayısı yedim. Karbonhidrat,tatlı hiç yemedim. Böylelikle mideyi sırta yapıştırıp açlıkla yaşamayı öğrendim. (Baştan söyleyeyim herkesin bünyesi farklı benim daha evvelki diyetisyen tecrübelerinden yola çıkarak yaptığım bi olay bu.ona göre zayıflayacağım diye bayılıp kalmayın başıma,bozuşuruz.)

İlk bi hafta ağladım inledim ama dayandım. Yemek olayını 18:00de bitirip üzerine damacanayla su içtim. Normalde de 4-5lt su içtiğim için su içme hadisesi beni hiç zorlamadı.

Kendime hep küçük hedefler koydum. Giden her 5kilo için canımın istediği şeyi minimumda yedim. Doğumdan sonra 96 kiloydum. Hastaneden çıkarken 6-7 kilo eksiktin derler ya hep. Ben de hiç olmadı.Gayet doğuma girdiğim kiloda çıktım tombik tombik. Evdeki tartıyı kırdım sinirden. Mutsuzluktan,sıkıntıdan,lohusalık sendromundan dolayı da yedikçe yedim. Belki üzerine kilo almışımdır. 18.ay da yani olmayacak bu iş dediğim gün gittim bi tartı aldım o zaman da 77kilo çıktım. Aktif olarak emzirme,poposu kurtlu aktif bir bebeyle rejim yapmadığım halde 19kilo vermiştim.
Rejimin yanına bir de düzenli yürüyüş yürüyüş kesmeyince de her gün 3km koşu ekledim. Benim gibi sigarayı içmeyip yiyen biri bile 3km koşuya 2günde alıştıysa herkes yapar,korkmayın. Ardından pilatese başladım o biraz kısa sürdü gerçi ama duruşum düzeldi o da bana kar kaldı. Hülya jillian michael diye bi kadın önerdi bana. İlk başlarda hülyanın kulakları epey çınlattıysam da şu an tıkanmadan 3.aşamayı hiç zorlanmadan yapabilecek kıvama geldim.Canımın içi kardeşim nebilenin hediyesi pilates cdleri,Spor ve rejim voltranı oluşturunca günde 200-300 gram verip bi hafta rejim bi hafta koruma yaptım. Koruma dediğim olay da yine karnımı tam doyurmadan,ekmek,makarna,tatlı yemeden geçen günler.
Tatile gitmeden evvel 59a kiloydum. Tatilde epey alkol tükettiğim ve hunharca yediğim için şu an 61 kiloyum 38 bedenim. Hedefim de 55. Spor yapamıyorum çünkü yıldım. Hala 18:00 den sonra bişey yemeyip sadece sıvı besleniyorum. 55 kiloya indiğimde de 8aylık ağır bir spor programı bekliyor beni. Şimdiden ağlayacak gibi oluyorum ama yapıcam.

Demem şudur ki; şişmanlık harbiden hiç iyi bi durum değil. Giyecek hiç bişey bulamıyosun, çocukla koşup oynarken uçan fil dombo gibi hissediyosun, ay benim götüm kapansın da yaz sıcağında ince hırka giyeyim kıvama geliyosun. Ben geldim. Siz gelmeyin. Az yiyin. Çok su için. Biraz hareket edin. Bana da bunları söyledim diye küfür etmeyin. Öptüm.